Sırrı Süreyya Önder, Kahtalı Mıçe Hakkında Duygu Dolu Bir Yazı Kaleme Aldı
Sırrı Süreyya Önder, yakın zamanda aramızdan ayrılan Kahtalı Mıçe için duygusal bir yazı kaleme aldı. Önder, çocukluk arkadaşı olan Mustafa Kahtalı için kaleme aldığı yazıda okuyucuları derinden etkileyen ifadeler kullandı.
T24’te yayımlanan yazısında Önder, şu sözlere yer verdi:
“Mıçe ya da Mustafa çocukluk arkadaşımdı, kapımı ve kadrimi bilenimdi, kapımı da kalbimi de kalbiyle çalanımdı; doğduğum kentin yıldız alaylarındandı, ay üzengisi olsun şimdi. Onun göl bakışına ırmaklar yoldaş olsun.
12 Eylül’ün zindanından çıktığınızda, dağın değil de evin yolunu tutmuşsanız eğer, sizi daha sert duvarlar karşılardı. Açlık, yoksulluk hadi neyse, çoğumuz talimliydik de selamsızlık dayanılmazdı. Bir Kürt ilinde yaşıyorsanız ne darbe biter ne sözde demokrasi gelir ne de bir anayasası olur. Cumhuriyet oralarda cumhuriyet olmaktan çıkar, başka bir şeye dönüşür. Ülkede cari olan sistem ne olursa olsun, siz olağanüstü hallerden bir türlü çıkamazsınız. Belki de bu yüzden hep olağanüstü kadınlar, erkekler ve çocuklar yurdu oldu bizim oralar. Sistem tarafından damgalanmış olana selam vermek, hâl hatır sormak bir başkaldırı kantarında mı tartılır? Allahın selamını vermek aşından işinden eder mi insanı? Ediyordu, etti işte… İnsanların birbirlerini yaralarından tanıdığı o günlerde evimin kapısı çalındı, ilk gelen Mustafa Abiydi, namı değer Kahtalı Mıçe. Bir yer minderinde saatlerce oturduk. Arada göz göze gelip acı acı gülümsüyorduk. Bir kere konuştu “Çok eziyet ettiler mi?” Kalkarken minderin altına kalbini bırakmaya çalıştı. Elini tuttum, “ihtiyaç yok abi” dedim. “Niye babo, Almanya’dan mı geldin?” dedi.
Her insan, kendine ait bir dünya yaratır; Mustafa kendine ait bir dünya yarattı, burada yaşadı. Ne kimseyi incitti ne de kimse ondan incindi. Küçük bir kentin yanına koydu adını, bu kentle anıldı ve bu kent onu kalbinde taşıdı. Bu kentte pirinç ekti, pamuk çapaladı ama en çok bu kentin türkülerini, kılamlarını sevdi. Ne söylediyse, içinden söyledi ve dinleyen her kim olursa olsun, bu içinden gelen sese/kalbe kulak verdi; Türkçe söyledi, Kürtçe söyledi ve eğer dili yetseydi, belki bu topraklarda tüten diğer dillerin de şarkılarını söylerdi ama buraya da bir not düşmem gerek, hangi dille söylerse söylesin, kendi olduğu için, herkes ondan kendine ait bir yer buldu…”
More Stories
Adanadaki tefecilik operasyonunda 12 gözaltı
Kayseri Büyükşehir Belediyesi’nden İhale ve Borç Açıklaması
Karabük’te Uyuşturucu Operasyonu