Ay, Dünya’nın en yakın uydusu olmasına rağmen gökyüzünde her zaman aynı yüzünü bize göstermektedir. Ancak, bu yüzün ardında tamamen farklı bir dünya yatmaktadır. Ay’ın yüzeyinde görülen geniş ve koyu lekeler, arka tarafına geçtiğimizde yerini pürüzlü, açık renkli kraterlerle dolu bir yapıya bırakıyor. Gökbilimciler, 17. yüzyıldan bu yana, “mare” adı verilen bu bazalt düzlem alanlarının neden yalnızca bizim gördüğümüz yüzeyde yoğunlaştığını araştırmaktadır. Ay’ın görünür yüzünde volkanik aktivitenin %30’lara kadar ulaşırken, arka yüzünde bu oranın %1’in bile altına düşmesi, evrenin en ilginç jeolojik asimetrilerinden biri olarak karşımıza çıkıyor.
Bilim insanları, bu büyük farklılığın nedenlerini anlamak için iki ana teori üzerinde yoğunlaşmaktadır. Her iki senaryo da bizi milyarlarca yıl öncesine, Ay’ın henüz oluşum aşamasında olduğu ve yüzeyinin lavlarla kaplı olduğu karmaşık bir döneme götürüyor. İlk teori, bu asimetrinin temel nedeninin Dünya’nın kütle çekim kuvveti olduğunu öne sürüyor. Ay, sıcak ve akışkan bir yapıdayken, Dünya’nın büyük kütlesi, radyoaktif ısı üreten elementleri kendi tarafına çekmiştir. Bu durum, Ay’ın bize bakan yüzünün daha uzun süre sıcak kalmasına ve kabuğunun daha ince olmasına neden olmuştur. Sonuç olarak, uzaydan gelen meteor yağmurlarının ardından, yer altındaki lavlar ince kabuktan sızarak günümüzdeki pürüzsüz koyu lekeleri oluşturmuştur. Öte yandan, arka yüzün kalın kabuğu, bu lavların çıkışını engelleyerek o tarafı bir krater hapishanesine dönüştürmüştür.
Diğer bir teori ise, Ay’ın arka yüzünde bulunan Güney Kutbu – Aitken Havzası gibi devasa çukurların, büyük bir çarpışma sonucunda oluşmuş olabileceğini göstermektedir. Çin’in Chang’e 6 gibi son dönem uzay görevleri, bu devasa çarpışmanın Ay’ın iç yapısını bozarak magmanın dengesiz bir şekilde dağılmasına yol açmış olabileceğini öne sürmektedir. Ay’ın bizlere bakan yüzündeki karakteristik lekelerin gerçek hikayesi, bu iki teorinin birleşiminde gizli olabilir. Dünya-Ay etkileşiminin sonucu mu yoksa sistemin oluşum aşamasındaki şiddetli bir çarpmanın kalıntısı mı olduğu sorusu, Artemis görevleri ile birlikte daha net bir şekilde aydınlatılacaktır.